25 Şubat 2017 Cumartesi

     Durağa geldik. Kitabımın en merakın doruğa yükseldiği sayfalarını kapatıp çantama koymak zorunda kaldım. Otobüsten indim. İndiğimde kitaptaki karakterle karşılaşmayı umdum. Üçüncü duraktaki sıranın en önündeki adam kitaptaki katil olabilir miydi?

     İnsanlar iki yanımdan akıp gidiyordu. Cepheye koşan askeri bölüğün oluşturduğu akıntıya kürek çekiyor gibiydim. Bilmem kaçıncı kez okula gidiyordum. Kendime o an üniversiteye gittiğimi hatırlattım. Bunu kendime sık sık hatırlatırım. Unuttuğum için değil farkına varamadığım için. Her zaman üniversiteye gitmenin mutlulukla artı yönde bir ilişkisinin olduğunu düşünürdüm. Gittiğiniz kurumlar değişse de evinizin içi aynıysa değişiklikleri yaşayamıyorsunuz.

     Bir anda konuyu değiştirdim ve karmaşık insanlar basit insanlarla mı evlenmeli diye düşündüm. Bir cevabım yoktu. Konu insansa genelleme yapamazsınız. O sırada yanımdan bir zenci geçti. Acaba şans verilseydi beyaz tenli olmayı ister miydi? Kendini pudraya bulasın mıydı? Ben beyaz tenli olmayı severim. Aynaya bakınca içim açılır.

    Üç senedir üniversiteye gidiyorum. Yeterli gelmiyor. Artı yöndeki ilişkiye ilişik olamıyorum. Daha da karmaşıklaşıyor her şey. Öğrenmek açıklık getirmiyor. Hayal etmenin yapmaktan her zaman daha güzel olmasıyla ilgili bir mesele.

1 Eylül 2016 Perşembe

Nerede yardıma ihtiyacı olan biri varsa orada mutlaka yardım edecek biri var mıdır? İnançlı insanlar umarım bu soruya ''Allah her zaman muhtacı gören ve muhtaçlığını giderendir'' diye karşılık verir. Ben de inançlı bilirim kendimi.. Peki annem karşımda ''bıçağı al ve kalbime batır, öleyim'' dediğinde neye inanmalıyım? Annemin acısını giderecek sahip olduğum hiçbir şey -sayıyla 0- yokken. İntihar etmesine izin verecek kadar inancımı elimden bırakmamışken. Belki de bazen, bazı insanlar bu sebepten çekip gidiyor. Hep çekip gidenin bıraktıklarından dinledik gideni. Gidenden dinlemedik neden gittiğini.
Elimden hiçbir şeyin gelmediğini bana hatırlatan annemi görmeyi istememek evrimsel ahlak kurallarına hizmet eder mi? İnsanlığın gereklerini düşünürsek ne kadar vicdansızca yapılan bir davranış olurdu. Sahi insan davranışları. Hayatım boyunca üzerine düşünmeyi seçtiğim alan. İnsan neyi neden yapar sorusunun peşinden koşturup durmayı kendim istedim. Peki bir anne, tırnağına zarar gelmesini istemediği çocuğundan kendisine sonsuz zararı vermesini neden ister?
''İzin ver de şu bileğimi bıçakla keseyim dayanamıyorum artık.''
''Hayır anne, yalnızca ecelinle ölebilirsin.''

1 Haziran 2016 Çarşamba

bende eksik buldukları
 hiçbir şeyi
 ben onlara vadetmemiştim
 onlar var sandılar
sanrıları onları yanılttı
beni ise düşman yaptı.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Çevremdekiler çevresiyle ilgilenecek zamana ve motivasyona sahipti.
Bense evimin içiyle meşguldüm. 
Duvarların ötesine geçmeye vakit yoktu.
Sırası da değildi zaten.

Şizofren Olan Birini Tanımak

Ankara'daki Tyler Durden
 Brad Pitt abimizin oynadığı Dövüş Kulubünü izlemedin mi yoksa aa nasıl izlemezsin müthiş bir film. Adam şizofren tamam mı, şizofren mi oo izlenir o zaman.

Çünkü şizofren olan insanlar izlenesidir(mi). Yaşadığım toplumda şizofren olan insanları anlatan film izlenme rekorları kırıyor da şizofren olan annem neden imza toplatılıp apartmandan atılmak isteniyor? Buyurun toplumun beğen ve tutum arasındaki çatışmaya.

 Arkadaşlar, bu şizofren ilgi gören, havalı, sanat eseri ortaya çıkaracak ilhamı veren bir şeyse yahu bu psikiyatristler akıl hastası mı da tedavi etmeye çalışıyor? Salalım şizofrenleri.

 Yazının bundan sonraki kısmı şizofreninin gerçek yüzünü anlatmaktadır. Normlarını yıkmak istemeyenin okumayı bırakması rica olunur.

 Şizofreni peşine kötü niyetli adamların takılmasıdır. Sizi bırakmamasıdır. Kurtulmak için mekan değiştirmenize rağmen hiçbir değişiklik elde edememenizdir. Sizi çaresiz bırakır. Çaresizlik? Bu konu hakkında neler biliyorsunuz?

Annem paranoid şizofreni tanısı konulan şu anda 49 yaşında olan bir birey.  Apartmanda oturan herkes ondan korkuyor. Erkekler bile.  Hatta annemi ülkeyi kurtarma operasyonu olarak düşünüyorlar. Annemi yeterince silahlandırdıktan sonra doğuya göndereceklermiş. Terörün kökünü kazıması için. Uçak biletini aidatıma ekleyecekler. Tamam bu kısmı hayalgücümdü. Ama insanların anneme olan korkusu gerçek. Peki niye korkuyorlar? Annem hasta olduğumda iyileşmem için her şeyi yapan bir kadın. Annem evdeki böceği öldürmeyi seçmeyip peçeteyle dışarı atan bir kadın. Tek sorunu var. Beyni bizimki gibi çalışmıyor. Ve beynini o seçmedi. Duyduğu seslerin sonlanması için bana yalvarıyor. Ama çare sunamıyorum. Sesleri susturmak için dışarı bağırıyor. ''Susun!'' diyor ama insan olan laftan anlar. Beyninin ürettiği ses laftan anlamıyor. Sesleri susturmak için kapıları ve pencereleri çarpıyor. Ama sesler bitmiyor. Seslerden kurtulmak için başka yere gidiyor. Ama sesler de onunla birlikte geliyor. Sadece sesler değil. Korkular da. Ya evsiz kalırsa? Ya giyecek kıyafet bulamazsa? Ya faturaları ödeyemezse? Ya yiyecek yemek bulamazsa?  Sesler ve korkularla birlikte geçen günler. Bunlarla mücadele içindeyken fark ediyor ki çevresindeki  insanlar onunla daha az iletişim kuruyor. Bir şey sorduğunda cevap alamıyor. Merak ediyor, bir kötülük mü yaptım da beni umursamıyorlar diye. Ama bunları düşünmeye ve ilişkilerini düzenlemeye çok fazla zamanı yok çünkü yine o sesler... Her şeyini eleştiren sesler. Üstelik de küfür de ediyorlar. Annem namaz kılar, namazını kılarken küfürlü sesler duyar. Namazını kılamadığı için üzülür.  Biraz kafa dağıtmak için akrabalarını ve arkadaşlarını arar. Aslında en son aradığında karar vermiştir, hep kendisi arayıp onlar hiç aramadığı için bir daha aramayacaktır. Ama çok da sıkılmıştır. Telefonu kapattıktan sonra sesler yine başlar. Kendi ismiyle çağırır birileri dışarıdan. Dışarıya çıkar bakar. Belki saatlerce. Kim bu anneme seslenen? Ne istiyorlardı annemden? Annem de onlara bağırır; ''Efendiiiim, beni rahat bırakıın!''. Yine kafa dağıtmak için komşuya gitmek ister. Kapısını çalar komşunun. Ama açan olmaz. Nedense hiç evde olmaz komşular, açılmaz kapılar. Benim okuldan gelme saatim yaklaşmıştır. Yemek pişirir annem. Eve geldiğimde ''iyi ki geldin çok sıkıldım sensiz'' der. Bir tek beni sever. Kocası iki yıl önce boşanmıştır. Oğlu ise hep sinirlenir ona. Ama benle anlaşabiliyormuş. Bazen de sinirlenir bana hem de çok. Bağırır, çok bağırır. Kapıları, pencereleri çarpar. Suçlar beni. Bir saat sonra sinirleri yatışır. Gelir özür diler benden. ''Sinirlerime hakim olamıyorum kızım, ben bağırınca sen üstüne alınma benim seninle bir derdim yok dışarıdakilere sinirleniyorum''. Merhamet alır yerini az önceki bıkmış halinizin. Çaresiz hissedersiniz. O kendini hasta hissetmediği için ilaç kullandıramazsınız. Doktorlardan nefret ettiği için hastaneye götüremezsiniz. Duyduğu seslerle baş başa bırakmak vicdanınızın kalbine ok saplar.


 İçimde daha biriken çok kelime olmasına rağmen yazının okunurluğunu düşürmemek için burada bırakıyorum. Neden mi bu yazıyı yazdım? ŞİZOFRENİ KORKULACAK BİR ŞEY DEĞİL, TEDAVİ EDİLMESİ GEREKEN BİR HASTALIKTIR. Annemde de görüldüğü gibi, onun derdi ''siz''inle değil. KENDİyle. Tedavi görüp hastalığını kontrol altına alan bir şizofreni hastasıyla aranıza mesafe koymanıza hiç gerek yok.  Tedavi görmüyorsa, görmesi için bir şeyler yapın, acilen. Dövüş Kulubü'ndeki Tyler Durden'le tanışmak için nelerinizi vermezdiniz?  Peki 49 yaşındaki anneme yardım etmek için ne yapardınız?